Anı ve Düşünceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anı ve Düşünceler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2012 Pazartesi

Firar Edesim Var!



Ne zamandır ara ara eteğimden çekerek kendini hatırlatan ruhum, bugün firarda... Önce kabul, sonra biraz telkin, sonra temiz havanın etkisi belki ama demem o ki, şeytan azapta... Ne yapalım, emir büyük yerden; bir ses var ya hani, o en derinden... Haber saldım ben de tez elden... Ey yurdum tutsakları, suçlu kılıklılar, sınır dışı edilen asiler, kutlayın dedim; af çıktı hükümetten...
Devamını oku...

4 Aralık 2012 Salı

Ye Kürküm Ye - Yetişkin Masalı


Bugün anladım ki, Nasrettin Hoca'nın meşhur "Ye Kürküm Ye"si yetişkinler dünyasına ait bir fıkra. Hatta Nasrettin Hoca'nın tüm fıkraları için aynı şey söylenebilir aslında. Çocuklar değil, yetişkinler alıp okumalı derim ben.

Velhasıl, beni böyle düşündüren sabah sabah neydi derseniz eğer, küçük bir an'ımı paylaşırım ben de sizle. İşe gitmeden önce minik meleğimi emziriyordum. Üzerimde (önden düğmeli olduğu için tercih ettiğim) ipek, hoş bir gömlek vardı. Tabii benim için bu böyleydi. Minik meleğim içinse mıncıklanacak ve üstüne kusmaktan çekinilmeyecek herhangi bir şeyden biriydi yalnızca.. Oh, dokunması da güsel, mıncıkla kuzum mıncıkla :))

Çocuk - bebek gözünden herşey ne kadar saf, duru değil mi? Minnoş için tek önemi şey o dakika senin gözündeki ışık ve sevgi... Gerisi boş; ne ipeği, ne kaşmiri...

Bunun nedeni hakkında da bir fikrim var. Durun onu da burada zikredeyim. Fikrimce diyorum ki, bebekler henüz kendilerinin (ve dahi uzuvlarının) farkında olmayan melek varlıklar... Onlar sadece sevgi ve masumiyet, saf enerji; ne ne cisim ne de isim önemli... Halbuki büyük insan öyle mi; büyüdükçe egosu da büyüyor, egosu şiştikçe kendisi de bir balona dönüyor. İşte sonra o balonu giydirmek mesele; nasıl derler "ye kürküm ye"..!


Devamını oku...

25 Kasım 2012 Pazar

Orkide Bakımının İncelikleri

Orkideler ne kadar da narin çiçekler... Hem görünüş, hem de bakım yaratılış itibarıyla. Bendeniz çok çok sever onları. Bu sevgimi bilen sevgilim de bana hediye çiçek olarak genellikle orkide alır; eğer buket çiçek almıyorsa. Son aldığı orkide ise mnyatür olanlarından. Fuşya renkli minik çiçekleri var üzerinde; o kadar güzel ki... Her bir orkidenin bir adı var bende; aşkım, süslü, prenses, kuşella, aşkito ve çitlembik... Birbirlerine arkadaş, sarı sıcak salonumda salınıp dururlar...

Anneleri, yani bendeniz, onlarla her hafta seans yapar-dı. Onların yapraklarını ıslak bezle teker teker, hatta ikişer defa siler, sonra onları içme suyu ile besler, bu arada da bol bol konuşur, öpüşür-dü. Hatta  tüm bunları yaparken Dijitürk'ün classic music kanalını da açar, keyfine keyif katar-dı. -Dı diyorum; çünkü datlu oğluşumuz dünyaya geldiğinden beri, orkideler anneleri tarafından istemeyerek de olsa üvey evlat muamelesi gördüler. Bol bol ihmal edildiler bi kere; seans da seans olmaktan çıktı, görev bilinci ile yapılıveren bir uğraş oldu çıktı. Üzücü tabii... Artık bakım aralarında onlardan özür diliyor, yakın zamanda daha fazla zaman ayırmaya söz veriyor ve onları çok sevdiğimi söylemekle yetiniyorum. Ne yapayım, hepsi bir arada olmuyor işte...

Halbuki orkideler, ne kadar narin olsalar da bakımları hayli kolay çiçekler. O narin ruhlarına özen gösterdikten sonra bir iki kalem bakımla çoşar da coşarlar. Ben gerek çiçekçilerden sorup öğrendiklerim, gerekse internetten öğrendiklerimi, orkide bakımı hakkında bilgi almak isteyenler için tablet bilgi olarak aşağıda sıralıyorum:

1. Orkideler aydınlık ortamları severler. Ancak direkt güneş ışığını sevmezler. Pencere önü, tül arkası olnlar için idealdir.

2. İdeal oda sıcaklığı,18-27 derecedir. Ancak bu sıcaklık orkide türlerine göre değişebilir.

3. Nem orkideler için önemlidir. Yapraklarını (ama sadece yapraklarını) belirli aralıklarla sprey veya ıslak bezle nemlendirmek onlara iyi gelir.

4. Haftada bir kere su isterler. Suyu toprağına, az miktarda dökmek gerekir. Çünkü orkideler, sulama ralıklarında kurumaktan hoşlanırlar. Bu arada su kesinlikle tepeden dökülmemeli.

5. Suyu içme suyundan kullanın.

6. Bir orkidenin saksısı ancak dışarıya çok fazla kök taşırmaya başlamışsa değişmeli.

7. Bazı aralıklarla gübre, ki bu gübreler genellikle sıvı oluyor, verilmesini önerenler var. Ancak benim sorduğum birkaç çiçekçi aynı görüşte değil; bunları kimyasal buluyor.

8. Son olarak; onlarla konuşmak, onları öpmek, koklamak, onlara o kadar iyi gelir ki... Bu bizzat benim tecrübemdir. Neticede doğadaki herşeyin olduğu gibi, onların da bir ruhu var. Hem de narin, çok narin... Okşayın o narin ruhu...
Devamını oku...

22 Kasım 2012 Perşembe

Eşyaların da Bir Ruhu Var


Eşyaların da bir ruhunun olduğuna inanırım hep; çiçekler, böcekler gibi... Onlar da sanki sahipleriyle birlikte soluk alıp verirler; iyi ve kötü günler geçirirler, yaşanmışlıklar üzerlerine siner. Unuturlar da bazen hatta, kötü tecrübelei silerek yeni başlangıçlar yapabilirler pekala, sahipleri gibi ve tabii eger sahipleri isterse... Onlar sahiplerinin ruhlarını taşırlar çünkü, bir ayna gibi onları yansıtırlar. Antikalarda bu gözle görülür bir hal alır neredeyse, 2. el eşyalar da böyledir mesela. Kullananın kokusu, ruhu ve onca anının tüm ağırlığı vardır üstlerinde. Bana hep öyle gelir ve sanırım bu sebeple de sevmem pek eski, bilhassa kullanılmış eşyaları. Hatta bazen kendi eşyalarıma bile küserim ben bu sebeple eger onlarla kötü bir gün geçirdiysem. Totem yaparım, atarım dolabımın en ücra köşesine sanki onun suçuymuş gibi... Böylece dolabın bir parçası kıyafet çöplüğü olur; ne atılır ne satılır cinsten. Yazık... Bir yerde okumuştum; kullanmadığı halde giysilerini bir türlü atamayan benim gibi birçokları, bir gün bu giysilerin hissettirdiği psikolojiye girebilecekleri ihtimaline karşı onları dolapta saklarlarmış. Belki de gerçekten öyledir...

Yeşil, çirkin, yün hırkanın mazisi pek içime siner cinstendir ama.!Huzurlu, mutlu ve sevgi doludur anıları... Sıcaktır sevgili gibi... Omuzuna alırsın, kafanı sevgilinin omuzuna dayar gibi için ısınır. Böyle yaptım ve mutlu oldum ben bugün...




Devamını oku...

19 Kasım 2012 Pazartesi

Zamanı Verimli Kullanmak


Malum anne olduktan sonra, zamanın önemi iyice artıyor. Bebekten önce yollarda salına salına yürümekten hoşlanan, bir saat banyo yapan, yemekten en son kalkıp insanları sofrada bezdirin ben, şimdilerde herşeyi koşar adım yapar bir haldeyim. Lohusalık döneminde bu yeni tempoya henüz ayak uydurmamış olmam sebebiyle kendime kalan sınırlı vakitleri sadece uyuyarak ve hatta bazen onu bile yapamadan, sadece uyumaya çabalayacak geçirdiğimi itiraf etmeliyim. Bu hal, her gününün en az yarısını üretken olarak geçiren ve boş boş gün geçirmeye hiç alışkın olmayan bana elbette ki iyi gelmedi. Sevgili yavru kuşumla vakit geçirmek elbette iyiydi, hoştu ama geriye hiçbir şey kalmaması kötüydü işte.

Birşeyler yapmalıydım. Yeni hayatıma eski beni bir şekilde adapte etmeliydim. Bu düşünce ile zamanımı verimli kullanmanın yollarını aramaya başladım. Öncelikle işe alışkanlıklarımdan başlamalıydım; neticede bir sürü gereksizce edindiğim, pek faydalı olayan hatta bazen zararlı olduğunu söyleyebileceğim alışkanlığım vardı. Fakat işin en zor kısmı, ruh halini adapte etmekti. Çünkü ben hayatı sindire sindire yaşamaya, olayları akışa brakmaya fena tutkun, oldukça naturel bir insanım. Ayrıca sürekli de geç kalırım. ( saat takmıyorum ondan mı acaba :)) Karar alma sürecim ise tam bir fecaattir; bazen günler, hatta haftalar alabilir. Durum böyle olunca adaptasyon da bi o kadar zorlu olabiliyor haliyle. Fakat tüm bunlara rağmen yine de zamanı daha verimli kullanmak mümkün. Zaten ben de her zaman, zamanı iyi kullanamadığından yakınırdım. Al işte sana fırsat dedim kendime; hayat sana bu fırsatı verdi, evrenden torpillisin dedim, kandırdım kendimi ;))

Şimdi bu süreçte, faydalı olabilecek öneriler ararken internette rastladığım bir yazıyı, olduğu gibi aşağıda paylaşıyorum. Hayatta yarış atı gibi soluksuz koşturmakan hoşlanmayan benim gibiler için faydalı taktikler bulabilirsiniz. Neticede herşey tak-tik işi; zaman da öyle işlemiyor mu zaten; tak-tik tik-tak diye ;)


Zamanı iyi kullanmanın püf noktaları

Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) tarafından hazırlanan ''Zamanı Verimli Kullanmak Uygarlığın Ölçüsüdür'' başlıklı broşürde, verimli ve etken olabilmek için zamanı da verimli ve etken şekilde yönetebilmenin önemi vurgulanıyor

''Yönetemediğimiz zaman bizim değildir'' ifadesine yer verilen broşürde, ''zamanın durdurulamaz, geri döndürülemez, sınırlı ve tekrar kullanılamayacak'' bir kaynak olduğuna işaret ediliyor.
Zaman yönetiminin çok çalışmayı değil, etkili ve amaçlara yönelik bir biçimde çalışmayı öngördüğü'' kaydedilen broşürde, kişinin zamanını amaçsız olmaktan ve başkaları tarafından kontrol edilmekten çıkarıp, amaçlı bir biçimde kendi kontrolü altına almasının yolları anlatılıyor.

''80:20 İLKESİ''

Başarılı bir zaman yönetiminin gerçekleşmesini iş ortamının değil, kişinin zihinsel hazır olma düzeyinin belirlediği vurgulanan broşürde, zaman yönetimi konusunda şu önerilerde bulunuluyor:

''Zamanımızın ancak yüzde 60'ına hükmedebiliyoruz. Her an önümüze çıkabilecek beklenmedik görevler, önemsiz olsalar bile aciliyet kazanmış işler ve sosyal etkinlikler için belli bir zamanı ayırmamız gerekmektedir. Zamanımızın yüzde 40'lık bir kısmını bu türden, kontrolümüz dışındaki işlere ayırmak zorundayız. Zaman yönetimi yüzde 60'lık bölümü daha etkili kullanma yönündeki çabaları ifade eder. Bu oranı yüzde 100'e çıkarmak mümkün değildir.

80:20 ilkesi unutulmamalıdır. Bu ilke, zamanımızın yüzde 20'si ile işlerimizin yüzde 80'ini, zamanımızın kalan yüzde 80'i ile işlerimizin yüzde 20'sini gerçekleştirmekte olduğumuzu ifade eder.

Zamanın nerelere harcandığı belirlenmelidir. Bir ay süreyle her gün, yarım saatte bir yapılmış olan tüm işleri kaydedin. Bu zamanınızın nasıl harcandığı konusunda önemli ip uçları verecektir.

Kontrolünüz altındaki yüzde 60'lık zaman dilimini planlayın. Planlamayı mümkünse yıllık, aylık, haftalık ve günlük olarak ama mutlaka yazılı olarak yapın.

Her şeyi kendi yapan ayrıntılar içinde boğulur. Bu nedenle yetki devredin. Böylece önemli işlere zaman ayırıp, birlikte çalıştıklarınızın bilgisini daha iyi kullanabileceksiniz. Yetki devrinin ötesinde diğer tekniklere hakim olmaya çalışın.

Zaman yönetimi uygulamasına geçtikten sonra planlanan ile gerçekleşenler gözden geçirilmeli, aksayan yönler için önlem alınmalıdır.
Fazladan zaman kazanmaya çalışın. Erken kalkın, günlük giyeceklerinizi ve çantanızı akşamdan hazırlayın.''

''KENDİNİZE RANDEVU VERİN, İPTAL ETMEYİN''

Kişinin kendine de zaman ayırması gerektiği belirtilen broşürde, ''Güne olumlu başlayın, pozitif düşünmeye başlayın, varsa sağlık sorunlarınızı geciktirmeden çözün, sağlığınızı koruyun, spor yapın, kendinize randevu verin, bu saatleri sadece kendinize ayırın ve randevunuzu iptal etmeyin'' gibi tavsiyeler de yer alıyor.

Broşürde, zamanı verimli kullanmak için yapılması gerekenlerden bazıları ise şöyle sıralanıyor:

''Kararlı olun, seri hareket edin. Önünüzde yalnızca iş olsun, ilgisiz olanları kaldırın. Yöneticiyseniz ayrıntılarla uğraşmayın. Boş zamanınızı iyi değerlendirin.

Not alma alışkanlığı edinin. Düzenli olun, aradığınızı bulabilecek bir sistem geliştirin. Gereksiz evrak ve dokümanı atın. Zamanınızı yıllık, aylık, haftalık ve günlük periyotlarla planlayın. Yazılı kayıt tutun. Mutlaka ajanda kullanın. Hızlı ve etkili okumayı öğrenin.

Randevularınıza zamanında gidin. Bilgilerinizi güncelleyin. İşi eve, evi işe taşımayın. İlkeleri olan bir kişilik yapısı sergileyin.

Birisinden bir şey isteğinizde zamanı mutlaka belirtin.

Tutum ve düşünce tarzınızla endişe ve kuruntularınızdan kurtulmaya çalışın.''




Devamını oku...